ANKSİYETE BOZUKLUĞU NEDENLERİ

Anksiyete, insana içten gelen nedeni belirsiz korku, kaygı, sıkıntı halidir. Birey başına kötü bir şeyler gelecekmiş hissiyle bedenini ve zihnini kontrol etmede zorluk yaşar. Anksiyete bozuklukları şiddetine, sürekliliğine ve davranış biçimlerine bağlı olarak özgül fobi, sosyal fobi, agorafobi, panik bozukluk ve yaygın anksiyete bozukluğu şeklide farklı isimler alırlar. Bu tanılar içine girmeyen başka anksiyete bozukluklukları da vardır.


ANKSİYET(KAYGI) BOZUKLUĞU NEDENLERİ

Anksiyete bozukluğunu meydana getiren birçok etken vardır. Bu nedenleri açıklamaya çalışırken bazı psikolojik kuramları, çevre föktörlerini ve biyolojik yapıyı incelemek gereklidir.

PSİKOLOJİK YAKLAŞIMLAR

Psikanalitik Yaklaşım

Psikanalitik yaklaşım insan davranışlarını açıklarken id, ego ve süperegodan bahseder. İd, haz odaklı bir mekanizmadır; hoşnutluk peşinde koşar ve acıdan kaçınmaya çalışır. Şımarık bir çocuk gibi her isteyinin yerine gelmesini ister. Süperego, idin zıttıdır. Toplumsal ortamın beklentilerini karşılamak, sosyal hayatın ödüllerini elde etmek ve cezalarından kaçınmak için çalışır. Sosyal hayatta diğer insanların beklentilerini karşılamak ve diğer insanlar tarafından kabul görmek için çabalar. Ego ise id ve süperego arasında dengeleyici unsurdur. Bireyin hem istek ve arzularını karşılamak hem de bunların toplum tarafından kabul edilmesi sağlayan yolları bulur. Bu bakış açısına göre ego yeteri kadar güçlü değilse ve dengeyi sağlayamıyorsa bireyde kaygı belirtileri gözlemlenmeye başlar. Psikanalitik yaklaşım anksiyete bozukluğunun temelinde bu dengesizliğin yattığını iddea eder.

Davranışçı Yaklaşımlar

Davranışçı mekanizmalar anksiyete bozukluğunun oluşmasında öğrenmenin rolünden bahseder. Daha önceki deneyimlerimiz ve sonrasında gerçekleşen sonuçlar arasındaki bağ otomatik bir şekilde kurulur. Sizi kaygılandıran durum, nesne veya ortamı hatırlatan bir uyaran olduğunda anksiyete belirtileri oluşmaya başlar. Bu, bilindışında gerçekleştiği için anksiyetenizin sebebini anlamakta güçlük çekersiniz. Bunun yanı sıra bizler sadece kendi yaşantılarımızdan öğrenmeyiz. Çevremizde olan bitenleri izleyerek neden-sonuç ilişkileri de kurarız. Diğer insanların yaşantıları, aileden gördüklerimiz bize sosyal bir öğrenme ortamı sağlar. Bu sosyal öğrenme de anksiyetenin kaynağını oluşturabiliyor.

Bilişsel Yaklaşım

Bilişsel yaklaşıma göre birey zihinsel olarak gerçekleri çarpıtabilir. Gördüklerimiz, yaşadıklarımız hakkındaki çarpıtılmış düşünce, algılar anksiyetenin oluşmasında etkili rol oynuyor. Yani anksiyetenin oluşması olayın kendisine bağlı olarak değil bireyin o olayı nasıl algıladığıyla ilgili bir süreçtir.

BİYOLOJİK YAKLAŞIMLAR

Kalıtım

Otonom sinir sistemi bireyim istemdışı çalışan fizyolojik tepkilerini kontrol eder. Kalp hızı, sindirim, solunum, tükrük salgılanması, terleme, işeme fonksiyonu, cinsel uyarılma gibi durumlarda etkilidir. Otonom sinir sisteminin birçok tepkisi anksiyete durumunda gözlemlenen fizyolojik belirtileri gösterir. Kalıtsal çalışmalar otonom sinir sisteminin biyolojik olarak nesillere aktarıldığını göstermektedir. En yaygın anksiyete bozukluğu olan panik atakta bireyin birinci dereceden akrabalarında anksiyete bozukluğu görülme olasılığı %15-18, ikinci dereceden bir akrabalarında görülme olasılığı %6 civarındadır.

Biyokimyasal Nedenler

Noradrenalin ve serotonin gibi nörotranmitterlerin anksiyete bozukluğunda etkili olduğu düşünülmektedir. Bunun haricinde sodyum gibi nörokimyasal maddeler üzerinde yapılan çalışmalarla yapay panik ataklar oluşturulabilmiştir.